Balıkesir Sındırgı’da yaşanan deprem fırtınası, Türkiye’ye bir kez daha deprem gerçeğini hatırlattı. Uzmanlara göre riskli binaların dönüşüm süreci beklenenden yavaş ilerliyor ve yalnızca ekonomik nedenlerle değil, yaklaşım eksikliğiyle de dönüşüm süreci aksıyor.
“Kentsel Dönüşüm, Bina Yenilemek Değil; Şehir Planlamasıdır”
Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Koçak, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle mücadele edebilmesi için yalnızca parsel bazlı yenilemelerin yeterli olmadığını belirtti.
Koçak, “Mega kent İstanbul’da 1 milyon 300 bin bina bulunuyor. Bunların yaklaşık 600 bini riskli durumda. 2023’e kadar yalnızca 81 bin binanın dönüşümü tamamlanabildi. Bu hızla gidersek dönüşümün tamamlanması onlarca yıl alır.” dedi.
Olası bir Marmara depreminde 6,5 büyüklüğün üzerindeki sarsıntıların büyük yıkımlara yol açabileceğini vurgulayan Koçak, İstanbul dışında yaşanacak bir depremin bile megakentte ciddi etkilere yol açabileceğini söyledi.
“Ada Bazlı Planlama Gerçek Dönüşümün Anahtarı”
Prof. Dr. Koçak, mevcut parsel bazlı yenileme uygulamalarının “gerçek dönüşüm” olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Bugün yaptığımız şey bina yenileme. Oysa kentsel dönüşüm, ada bazında planlanmış, yeşil alanı, sosyal donatısı ve otoparkıyla bütüncül bir süreç olmalı.” ifadelerini kullandı.
Koçak, ada bazlı dönüşümün sadece deprem güvenliği değil, aynı zamanda yaşam kalitesi açısından da önemli olduğunu belirtti. “Beşiktaş, Bakırköy, Esenler ve Güngören gibi ilçelerde parsel bazlı yenileme devam ediyor ama bu şekilde aynı sıkışıklık yeniden oluşuyor. Ada bazlı planlamayla hem güvenli hem de ferah alanlar yaratmak mümkün.” diye konuştu.
Yerel Yönetimler Sürecin Merkezinde Olmalı
Koçak, dönüşüm sürecinde yerel yönetimlerin aktif rol üstlenmesi gerektiğini belirterek, “Belediyeler projeleri hazırlayıp uygulamayı denetlemeli. Böylece hem daha kaliteli yapılar inşa edilir hem de denetim mekanizması güçlenir.” dedi.
“Hükümetin ‘Yarısı Bizden’ kampanyası dönüşüme önemli katkı sağladı. Ancak bunun yanında teknik rehberlik, proje desteği ve sürekli denetim gibi unsurlar da sürece eklenmeli.” ifadelerini kullanan Koçak, bazı yeni yapılarda hâlâ drenaj, izolasyon ve beton kalitesi sorunları gözlemlendiğini belirtti.
“Denetimler sıkı yapılmazsa, 30 yıl sonra bugün inşa edilen binaları yeniden dönüştürmek zorunda kalabiliriz.” uyarısında bulundu.
“Dönüşüm, Şehirle Uyumlu Yaşam Alanı Üretmeli”
Kentsel Dönüşüm ve Şehircilik Vakfı (KENTSEV) Yönetim Kurulu Başkanı Haldun Ersen, Türkiye’de kentsel dönüşümün yavaş ilerlediğini ancak ada ve alan bazlı uygulamaların şehircilik açısından daha sürdürülebilir sonuçlar doğuracağını vurguladı.
Ersen, “2012’de yürürlüğe giren 6306 sayılı Kanun önemli bir çerçeve oluşturdu, ancak uygulamada zayıf kalan yönler var. Ülkemizde 31 milyon bağımsız birim var, bunların yüzde 70’inden fazlası riskli. Ne yazık ki ada ve alan bazlı dönüşüm neredeyse yok denecek kadar az.” dedi.
“Dönüşüm sadece bina yenilemesi değil, şehir dokusuyla uyumlu, planlı yaşam alanları üretmek anlamına gelmeli.” diyen Ersen, yerel yönetimlerin vatandaşın güven duyacağı bir şekilde süreci organize etmesi gerektiğini belirtti.
Belediyelere ve Kamu-Özel İşbirliğine Büyük Rol Düşüyor
Ersen, “Belediyeler hangi mahallelerin riskli olduğunu belirleyip, dönüşüm planlarını buna göre finansal modellerle desteklemeli. Kamu ve özel sektörün işbirliği dönüşümün hızını artıracaktır.” ifadelerini kullandı.
“Bugün 3’te 2 çoğunluk değil, 50+1 yeterli hale geldi. Ancak kalıcı çözüm, dönüşümün parselde değil, ada ve riskli alan ölçeğinde yapılmasıyla mümkün.” dedi.











